Özlemişim

Özlem... Bu zor günlerde en çok yaşadığımız duygu hali olsa gerek. Dünya insanı olarak psikolojimizi zorlayan bir süreçten geçiyoruz. Bu konu ile ilgili o kadar çok okuyor ve izliyoruz ki, virüse, salgına vurgu yapmak istemiyorum. Ben daha çok özlenenlerle ilgileniyorum. 

Evde kaldığımız bu günlerde en çok eski fotoğraflara bakıyorum. Günlük hayatın koşuşturmasında geçmişimize dönüp bakmak önceliğimiz değildi. Hayat o kadar hızlı akıyordu ki, her gün önünden geçtiğimiz çiçek satıcısını da, kağıt toplayanları da,  hatta komşularımızı bile görmüyorduk yaşam çemberimizde. Çok acelemiz vardı her zaman, yetmeyen saatler, bitmeyen işlerimiz vardı. Alışveriş merkezlerinden, marketlerden kopamıyorduk, onlarsız bir hayatın olabileceğini bile düşünemez hale gelmiştik. Ben kendimi özlemişim, kendimi sessizce, sabırla dinlemeyi, anlamayı özlemişim. 

Kahve içtik, içimde arka planda kalmış benliğimle, balkondan baktık bir süre insanlardan arda kalan sessiz sokağa. Sohbet ettik, o bana çocukluğumu anlattı ben ona gençliğimi. Çocukken neler hissettiğimi, ne hayaller kurduğumu anlattıkça, ben geçen yıllarda hangi hedeflerimden, hayallerimden uzaklaştığımı, önceliklerimin nasıl değiştiğine şaşırdım. Üzüldüm mü, yok üzüntü ya da pişmanlık değildi zihnimde bıraktığı tat. Bazen şaşkınlık, bazen de hak vermekti hissettiğim. Hayatımın büyük kesitinde konuşmayı seçen ben, bu zaman diliminde dinlemeyi seçtim. Çocukluğumun özlemlerini tekrar tekrar yaşamak istiyordum. Babamı özlediğimi çok farkettim şaşırmadım, ona dair anlattıkları etkiliyordu beni en çok. Burnuma pide kokusu geldi, ramazana girmeye hazırlanıyoruz ondan olsa gerek. Fırında pide çıkaran babam, uzun kuyruklar canlandı gözlerimde. İlkokul fotoğrafımı gördüm, arkalarda kalmışım, zor gördüm kendimi. Kitaplar ve futbol topu o yıllarda en kıymetli mal varlıklarım olsa gerek. 

O yıllarda da mühendis olmayı istiyormuşum, matematik dersine düşkünlüğümden olsa gerek. Oysa bu kadar çok okumayı ve konuşmayı seven birinin sosyal bölüm seçeceğini düşünürdü şimdiki ben. Tabii futbolculuk da gönlümde yatıyormuş, ama o zamanki ben de şimdiki ben de futbol yerine mühendisliği tercih ederdim, topun büyüsünü çok sevsem de. Aileler daha yakın yaşardı birbirine, hayatın hızı arttıkça aslında aileler ve komşularla sosyal mesafelerimiz arttı. Aslında şimdiki durumu düşününce çok da kötü olmasa gerek bu değişim. Eskiden bir günde yakından temas ettiğimiz kişi sayısı ile şimdilerde temas ettiğimiz kişi sayısı arasında çok fark var, benim çocukluğum komşuların birbirinden kopamadığı yıllardı. Sahurlar bile birlikte yapılırdı, pişiler yapılır beraber yenirdi. Hele turşu, konserve, salça, reçel, tarhana yapımları birliktesiz olmazdı. Komşularımız geldi tek tek gözümün önüne, gülümsetti beni, özlemişim.

Sahi seksenli yıllarda neler yapardık biz. Ülke değişim içindeydi, terörden çıkmış, sokağa çıkma yasağı yılları. İnsanların korkuyla evlerinden çıkamadıkları, evden çıkanların eve dönüşlerinin sabırsızlıkla  ve endişeyle beklendiği yıllardı. Yine evdeymişiz, yine yakınlarımızın sağlığından endişe ediyormuşuz o yıllarda. O yıllarda evde çiğdem yerine karpuz çekirdeği kavuruyorduk. Yine mısır patlatıyorduk tek kanallı televizyonumuzda siyah beyaz film izlerken. Sobalarımızın üzerinde kestane olurdu, bir de çay. Yine ailelerimizle birlikteydik, bilgisayarla değil de televizyon başında birlikte eğlenirdik bu günlerden farklı olarak. Sonra biten terörün verdiği sevince karışan gelecek kaygıları, evlerine dönemeyenler, haber dahi alınamayanlar. Sokaklar arabaların değil oyun oynayan çocuklarındı daha çok. Araba almak biraz daha ekonomik rahatlık istiyordu. Mahallede yaşayan herkes mahallesindeki çocukların isimlerini bilirdi. Salçalı ekmek, sokakta oyun oynayan çocukların temel gıda maddesiydi değişim yıllarında. Mutluyduk, umutluyduk. Özlemişim.




Mahalle bakkallarımız vardı, veresiye defteri olan. Aylıklarını aldı mı evin büyükleri ödemelerini yaparlardı bakkala. Bakkal bir nevi kredi verirdi aylık. Sonra marketlerin açılmasıyla unuttuğumuz o bakkalları geçen gece sokağa çıkma yasağına iki saat kala nasıl da hatırladık. Marketler kapalıydı o saatte tabii, eskiden ekonomik sıkıntılar nedeniyle destek olan mahalle bakkalı, evlerde kalınacak iki günün telaşıyla insanımız tarafından eksikleri kalmasın diye hatırlanıyordu, sanırım gelecek günlerde de aynı geçmişteki gibi tekrar hatırlanacaklar, kapıdaki ekonomik zorluk günlerinde. Umarım çok kırılmamışlardır ya da eskisi gibi adlarının arkasına amca sıfatını hala hissedip,  hissettiriyorlardır.  Özlemişim eski esnafı.

İki gün önceydi belediyemiz seyyar pazar göndermiş mahalleye, bunu anlattım geçmişteki bene. O demez mi unuttun mu salçalık domates satan kamyonları dedi. Hatırladım hemen, mahallenin teyzeleri salçalık domates alırdı kasalarla kamyondan. Bizim de top oynarken elimize tutuştururlardi, domatesi alır almaz hemen en yakındaki evin tuzluğunu almaya koşardık.. Bugünlerde de evde üretim başladı. Evde kaldıkça kendi gıdalarımızı üretmeye başladık, bir anlamda hobi gibi görüyoruz. Oysa annelerimiz için çoluk çocuğun gıdasını hazırlamaktı. Yoktu öyle market kavanozlarında her aradıkları, her ihtiyaç anında. . Salçayı bakkala açtırırdık. Onun konserve açacağı vardı, açar verirdi. Zaten her şeyi bakkal sağlamaz mıydı bizlere. Yoğurt satan adamdan evde yoğurt yapmak için fincanla mayalık yoğurt isterdik. Sattığı yoğurttan ücretsiz verirdi bakkal amca, evde yapınca ondan almayacağımızı bildiği halde. Zerzevatçının yerini belediyenin seyyar pazarı aldı bu günlerde.

Her sokağa çıkma yasağı günlerinde evlerinde ekmek pişiriyor, batı illerinin beyaz yakalıları. En çok tercih edilen de ekşi mayadan yapılan ekmekler. Oysa eskiden fırıncı zaten ekşi mayadan yapmaz mıydı ekmeği, sonra kuru maya daha ticari ürün haline geldi. Ekşi maya zor korunabilir ve maliyetiyle rekabet edemedi kuru mayayla. Buram buram ekmek kokuyor mahalle bu günlerde, tıpkı seksenli yıllardaki gibi. Geçen gün annem anlatıyordu üst kattaki öğrenci zili çalıp bir ihtiyacın var mı teyze diye sormuş, mutlu olmuş annem. Çocukluğum anlatıyor, biz de komşulara ekmek alırdık. Her bayram eve ekmek alırken alt kattaki yaşlı teyzeye de ekmek aldığımı hatırlıyorum. O yıllarda komşu pazardan yüklü geldi mi, alınırdı torbaları elinden yardım edilirdi. Bakkala giderken haber verilirdi. Demek ki içimizdeki geçmiş yaşıyor hala. Özlemişim.

Evler arap sabunuyla temizlenirdi, sebzeler sirkeyle yıkanırdı. Tüm evlerden klorak kokusu yayılırdı. Az önce apartman yıkanıyor, eskiden yöneticilik yaptığımdan biliyorum, en pahalısından kokulu deterjanlar alınırdı. Baktım bugün apartman klorak kokuyor. Koku çocukluğumun apartmanına götürdü ben. Biz seksenli yıllarda hep dezenfekte yaşıyormuşuz, şimdi daha iyi anlıyorum. Sonra sıvı sabunlar girdi hayatımıza, renkli renkli kokulu kokulu, bugünlerde tekrar klasik beyaz sabuna döndük, daha temizleyici olduğu için. En çok da kıymeti unutulan bir eski dostumuz vardı, tekrar baştacı olmasını keyifle izliyorum. Anladınız onu, tabii ki kolonyadan bahsediyorum. Türk aile geleneğidir, misafirliğe gelene kolonya tutulur.. Kibarca dışardan geleni dezenfekte ederiz biz. Tabii eskisi kadar gelen giden olmayınca misafirliğe, bayramdan bayrama hatırlanır oldu bizim seksen derece limon kolonyamız. Özlemişim kolonyanın evde baş köşeye kurulmasını. 

Tüm bu değişimler yaşanırken toplumda hiç değişmeyen bir şeyi farkettim, dün de fırsatçılar, karaborsacılar vardı, bugün de varlar. Eskiye dönmeyen onlar, çünkü hep varlar. Maç bileti kalmadı mı karaborsada misliyle fiyatına bulunurdu, şimdi kolonya kalmadı mı misliyle bulursunuz, bulamadıysanız hala iyi bakın çevrenize. Vardır oralarda bir fırsatçı. Bak bunu özlemedim işte.

Filtre kahvemin yerini mis gibi dibek kahvesi aldı, misafirimle. kırk yılın hatırını yad ediyoruz. O anlatıyor ben şaşırıyorum, ben anlatıyorum o şaşırıyor. Anlıyoruz ki yok farkı kırk yılın. Sadece aktörler ve olayların isimleri değişmiş. İnsan hep aynı insan. Dün insanımız şeker kuyruğundaydı sıkıyönetim var diye, bugün ekmek kuyruğunda iki gün sokağa çıkma yasağı olacak diye. 


Kısıtlı yaşam günlerimiz en çok bize kıymet bilmeyi, sevgiyi, birlikteliği ve özlemi hatırlattı. Ta ki sokağa tekrar çıkıp, hayat hızlanıp, iş gayesinde bugüne dair tüm yaşanılanlar ve hatırlattıkları unutulana kadar. Alışveriş merkezi günlerinde ne bakkal kalır,ne fırıncı ne de seyyar pazar. Sevdiklerimizi ararız bayramdan bayrama tatil yörelerinden. Şimdi anı yaşayalım ve özleyelim sevdiklerimizi sayın okuyucum. Sağlıkla kalın.











Yorumlar

  1. Ayni zamanlarda, ayni bolgelerde yasamisligimizin izlerini buldum okurken sizi. Klorak lafini pek bilmez mesela Egeli olmayanlar, klorakla temizlik bizim oralarin olmazsa olmazidir oysa..
    Ozlemler de ayni; ancak biliyoru ki bugunler gecince herkes pek de cabuk unutacak bu zamanlari. Durup bir moal verdik ama ders de alabilsek keske bu gunlerden...
    Sevgiler!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Eveeet, klorak Ege bölgesine özel. Marka ismi çamaşır suyu isminin önüne geçmiş. Bugünler geride kaldığında umarım aldığımız dersi unutmayız. Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim.

      Sil
  2. Kendi çocukluk yıllarıma gittim sayenizde 😊ah ah ne güzel günlerdi her bayram dedemin bize akide şekeri almasını beklerdik heyecanla o kocaman renkli şekerler açıkta satılan gofretleri verilen bayram harçlığı ile alınırdı ... gönlünüze kaleminize sağlık ne güzel anlatmışsınız .. sevgiler...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu hissi verebilmek beni çok mutlu etti, bir nebze olsun hatırlamak, hatırlatabilmek geride kalan güzel günleri, sevdiklerimizi...Akide şekerleri, bayram harçlıkları, büyüklerimiz, hatırlanası. Ben teşekkür ederim. Sevgiler..

      Sil
  3. Salçalı ekmek mutluluğun simgesiydi.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle, her küçük şeyden mutlu olabilen insanlardık. Çok teşekkürler..

      Sil
  4. Ne güzel anlatmışsınız o yılları. Hep özlerdim o yılları. Bu ara daha çok anıyorum. Daha fazla ihtiyaç duyduğumdan sanırım. Sağlıcakla kalın.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz beni mutlu etti. Sanırım hepimiz özlüyoruz geçmişte kalan günlerimizi, paylaşımlarımızı. Bu aralar sıklıkla eski fotoğraflara bakar oldum, özlem olsa gerek. Teşekkür ederim, sağlıkla kalın.

      Sil
  5. fırsatçılar hep vardı ve evet hepimiz de kızıyoruz da o fırsatçılar da aslında çok uzak insanlar değiller , iki apartman yandaki komşu , belki alışveriş yaptığın manav belki de tanıdığın eczacı karakter çok önemli bir olma bilinci ve ne kadar zayıf olduğumuzu gördük aslında bu konuda , ama özlem daha önemli mevzu , geçen can dostum oğlum sınıfıyla görüntülü ders yapacak bilgisayarımın kamerası açılmıyor dedi bir kaç uzaktan yardım sunayım dedim olmadı getir dedim ofise haftada bir iniyorum ofise çiçeklerim var orda umutlarım onlar da su bekliyorlar hayata tutunmak için , geldi arkadaşım sarılmadık uzak uzak oturduk gerekli güncellemelerini yapıp kamerasını çalıştırınca sevindi sarılmadık , a daha sohbet edip toparlanıp çıktık kaldırımda birbirimize baktık dönüp uzaklaştık , sarılmadık .... Sorun şu ki sarıldığında gözlerimi kapatıp kendimi iyi hissetmediğim tek an yoktur ve sarılmayışımız o kadar çok yaraladı ki anlatamam özlem böyle bişey olsa gerek :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sarılmanın hissettirdiği duygu halini ben de çok özledim. Teselli eden bu günlerin de bitecek olmasına inancımız, gerçi eskiye tam bir dönüş hiç bir zaman olamayacak, olmamalı da. Hayat her türlü yaşamaya değer ve tutunacağız. Güzel yprum ve katkın için teşekkürler, iyi geldi.

      Sil
  6. Benzer yıllarda çocuk olmuşuz. 80'lerin ikinci yarısından 90'ların başına uzanan bir dönemdeydi benimki de ve anlattıklarınızı iyi anladım o nedenle. Arada düşünüyorum şimdi kendi çocuklarımız da böyle nostaljik mi anacak yoksa "of dayanılmaz bir sıkıntı dönemiydi" deyip geçecekler mi.. Eskiden ailelerimizin sorumluluğunda değildi çünkü zaten hepimizin hayatı aşağı yukarı aynıydı ama sanki şimdi birebir bizim sorumluluğumuzda onları ekrandan çekip doğal olana salmak.. Özel çaba göstermezsek doğal olanla olmayan arasındaki fark inanılmaz açılıyor. Bundan çok yoruldum ben..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İnsanoğlunun hafızasında geçmişe dönük sıkıntılar arka planda kalır, bunun yerine insan geçmişin güzel anılarını özlemle anmayı sever. Bizim de şu anda hatırlayamadığımız, bilinçaltımızın baskıladığı kötü günler vardır geçmişimizde. Çok etki bıraktıysa unutulmuyor ama şu anki durumun sadece hatırlanacağı, ama çocuklarına korku dolu anlatmayacaklarına eminim. Onun yerine online eğitimin komik yanlarını daha çok hatırlayacaklardır. Aksi olsaydı biz sıkıyönetim günlerini sürekli yaşar gibi anlatır olurduk, oysa sadece yüzeysel bahsediyoruz sadece derin travma yaşayanlar unutamıyor. Biz imkanları daha az, daha sosyal insanlardık. Sanırım gelecek nesile en önemli etkisi insanlarla bağ kurmadaki çekincelerin artması olacak. Yorum ve katkınız için teşekkür ederim.

      Sil
  7. Ne kadar da güzel anlatmışsınız. Kaleminize, yüreğinize sağlık. Eski zamanlara gittim okurken. Gerçekten de özlemişiz birçok şeyi. 😊🤚

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yorum için çok teşekkür ederim, özlemlere kavuşmaya az kaldı.

      Sil
  8. Masal gibi okudum arkadaşım... Aslında ne kadar çok unuttuğumuz şey varmış da bir virüs hatırlatacaklarmış onları yeniden bize... Ama umutluyum hala... Bu karantina günlerinden çok şeyi hatırlayarak çıkacağız çoğumuz... Ve hayat biraz evrilecek hepimiz için ama bu zor günlerde kendimizi bulduğumuz şeyleri yeniden unutmayacağımızı umuyorum can_ı gönülden ♥
    Sevgilerimle

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim arkadaşım. Bu günler geçip gittiğinde eminim ki geriye unutulup tekrar hatırlananların bir kısmı bizlerle kalacak, bu musibetten bu güzel kazanımla çıkacağız. Sevgilerle..

      Sil
  9. Güzel yazı olmuş eline sağlık . Geçmişe götürdün bizi . Bugünlerde geçecek inşallah sağ salim atlatırız. Değişmeyen şeyin fırsatçılar olduğu gerçekten doğru.
    Hayırlı ramazanlar

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim, hepimiz bu sıralar biraz geçmişe gitmek istiyoruz, o güzel anları tekrar yaşamak istiyoruz. Sağlıkla kalın.

      Sil
  10. Aslında hiç bir şey unutulmuyor da diplerde gerilerde bekliyor. En ufak bir sebeple hepsi ortaya çıkıyor. Birbiri ardınca da yeni şeyler hatırlanıyor. En çok da yoğurt mayası veren bakkal hatıranız hoşuma gitti. En yakın zamanda dışarılara çıkmak dileğiyle...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Diplerde kalanlar da bir gün tekrar gün yüzüne çıkıyorlar, çok haklısınız. Hatta iyiki de çıkıyorlar, anarken geçmişi yaşıyoruz tekrar. Yorumunuz için çok teşekkürler, sağlıkla kalın.

      Sil
  11. Aynı duyguları paylaşıyoruz...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Değil mi, bu aralar bir çoğumuzda durumun aynı olduğunu düşünüyorum. Yorum için teşekkürler, sağlıkla kal.

      Sil
  12. Biz uzun zamandır minimal bir hayata alıştığımız için alışveriş merkezi filan aramadık. Ama vazgeçilmez olmadığını umarım birçok kişi görmüştür.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İnternetten alışveriş yapan bir aileydik zaten, sadece market yoğunluğu biraz daha arttı. AVM bizim için daha çok haftasonu biraz gezilecek yer niteliğindeydi, çok aramıyoruz gibi. Tabii sürekli evde olmak ve sosyalleşme konusunda sıkıntılarımız var. Çalışma hayatını da dahil edersek bilgisayar kullanımımız çok arttı. Yorum ve katkın için çok teşekkür ederim, sağlıkla kalın.

      Sil
  13. Hi dear, your blog is so beautiful. I really like it.
    Follow for follow? I already follow you. Btw I am the new one and I would appreciate it.

    https://salyaves.blogspot.com/

    YanıtlayınSil
  14. Nasıl içime işledi bu yazı. Çünkü aynı günlerden geldik. Aynı anları yaşadık. Ah beee
    İnsanın eli ayağı çekilince herşey özüne dönüyor. Evde olduğumuz sürenin en güzel yanı da herşeyin kıymetini anlayabilmekti.
    Çabuk unutulmaz umarım

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu hisleri verebilmek beni çok mutlu etti. Bu sürecin bize en büyük katkısı bu oldu, geçmişi anlamak ve unuttuğumuz değerlere sarılmak. Sağlıkla kal, bu günler de bitecek az kaldı.

      Sil
  15. yazının başında söyledikleriniz bana bu şarkıyı hatırlattı, https://www.youtube.com/watch?v=6YFI_yRlpOs

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sizin için özel çağrışım yapmasına çok sevindim, yorumunuz için çok teşekkürler. Yalnızken çok yalnızız.

      Sil
  16. Hep diyorum eski Türkiye güzeldi.
    Nankörlük yoktu.
    Bu saydığınız özellikleri ki, hepsini tek tek odum haklısınız aynen öyleydi, ayrıca o dönemde Tarık Akan, 'domates güzeli' yani Ayşen Gruda, Zeki Alasya...o dönem anneleri, teyzeleri hatta belki anneanneleri Tarık Akan'a 'platonik' aşık olan neslin torunları, 2000'li yıllarda doğanlar Tarık Akan'ın, 'domates güzeli'nin cenazesine "oh geberdi, ateşi bol olsun" yorumları yapacak bir ucube kindar nesle dönüştü. Ençok buna üzülüyorum. Bu da büyük başarı ! ! ! Elinize sağlık.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle, sanırım anılara özlem de bu düşüncemizi körüklüyor. İnsanlar birbirine daha çok güveniyordu. İnsanlar komşularının en yakınları olduğunu biliyorlardı. Birileri kindar ve dindar nesil yetiştirmekle yola çıktı ki oysa her zaman kılavuzumuz sevgi olmalı. Saydığınız üstadları izleyerek büyüdük, ki hala da izlemekten keyif alıyoruz. Güzel yorumunuz ve katkınız için ben çok teşekkür ederim, sağlıkla kalın.

      Sil
  17. Çocukluğumuz benziyor.Aynı döneme yakınız sanırım.Bir de küçüksen ne güzel bir çocukmuşsunuz öyle :)
    Mahalle bakkalarımızı da özlüyorum bazen...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Evet ben de aynı dönemlerde çocuk olduğumuzu düşünüyorum, 80' li yılların çocukları olarak daha kısıtlı imkanlar, problemlerle yorulmuş bir toplum ve sivilleşme döneminde büyüdük. Bir o kadar da samimi ve mutlu olmaya çalışan, paylaşan insanlar tarafından yetiştirildik. En çok umut vardı insanlarımızın gözlerinde. İltifatınız için çok teşekkür ederim, Girit göçmeni bir ailenin çocuğu olarak sarışın olmanın avantajını kullanmışım sanırım :)) Ben de çok özlüyorum kçük, samimi eski mahallerimizi. Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim.

      Sil
  18. Bir dil çevirmeni kullanarak makalenizi okurken, çocukluğumdan daha mutlu olduğunu hatırlattım çünkü sık sık köydeki büyük büyükanne köyünde tatil yapan bir çocuktum ... Nehirde oynadım ve tipik köy çocuk oyunlarıyla oynadım.

    Endonezya'dan benden selamlar.
    İyi günler.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hepimiz çocukluğumuza dair özlem duyuyoruz. Dünyada biriktirdiğimiz günlerin sayısı arttıkça bu günleri daha çok anıyoruz. Güzel yorumunuz için teşekkürler, selamlar.

      Sil
  19. özlemek güzeldir bazen acıtsada
    ben ençok çaman ekmek ve leblebi tozunu özledim çaman yine var ama insanlar yiyince iyi bakmıyor yiyemiyorum :))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bazen düşünürüm de o leblebi tozundan boğulmadık ya, ne kadar şanslıyız :))) Sanırım o yıllardaki lezzeti bulamıyoruz hiç bir şeyde. Yorum ve katkınız için çok teşekkür ederim.

      Sil
  20. Hayranlıkla okudum yazdıklarınızı, çocukluğuma döndüm birçok cümlede, kaleminize sağlık, teşekkür ederim okurken mutlu ettiğiniz için :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Ben çok teşekkür ederim bu güzel yorum için, anılar gülümsetir.

      Sil
  21. çok duygulandırıcı bir yazı, emeğinize sağlık :) çocukluk, özlenen günler ne kıymetliymiş. kalabalıkla yaşarken kendimizi unutmuşuz meğer...
    sizi takibe aldım bu arada :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bu güzel yorum için çok teşekkür ederim, bu zorlu günlerin tek kazanımı kalabalıktan uzaklaşıp biraz nefes almak oldu, kendimizi ve değerlerimizi hatırladık. Umarım her şeyin normale döndüğü günün sonunda tekrar kutuya konulmaz hatırlananlar.

      Sil
  22. Çok güzel kaleme almışşınız :) insan hayatının belirli dönemlerinde dönüp bir geçmişine bakmalı , anımsamalı . Bazen bir fotoğraf bazende bir yazı. İnsan yaşamıyla ilgili küçük küçük notlar almalı bence arasıra da açıp açıp okumalı nereden geldiğimiz hangi yollardan geçtiğimizi, aslında benligimizi unutmamak için . :)

    YanıtlayınSil
  23. Çocukluk yılları ne güzeldir. İyi bayramlar.En güzel bayram mesajlarını okumak üzere sizi blogumda görmekten mutluluk duyacağım.

    YanıtlayınSil
  24. Yine duygulara tercüman bir yazı olmuş. Ben de geçmişi hatta unuttuğumu sandığım pek çok şeyi hatırladım. Bazen hüzünlendim bazen bugünüme şükrettim. Sevdiklerimi çok özledim. Sarılmayı özledim. Fırından Ekşi mayalı ekmeğe dair çocukluğumda anım yok; taş fırın ekmeğini biliyorum hala da olan yerler bizim buralarda. Hatta ekşi mayalı ekmek yapan sevdiğim bir fırın var. Salçalı ekmek candır. Klorak çamaşır suyumuz canımız. Ben çocukken de apartman çamaşır suyu ile silinirdi onu anımsadım. Katılıyorum bu pandemi bitince herkes tatil yerlerinden fotoğraflar atacak bugünleri unutacak. iyi günler iyi bayramlar

    YanıtlayınSil
  25. Geriye bakinca hersey bir tebessum olarak kaliyor..
    Ozluyoruz cocuklugumuzu anilarimizi...
    Ben albumlere bakinca aglarim...

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Popüler Yayınlar