Sakız' ın Muhsin Aşkı

Sahil kenarında gözünün alabildiği mavilikte karşı kıyıya bakıyordu özlemle. Biraz dalgalıydı yüreği gibi, Ege bu sabah. Gözlerinin maviliğinden akan yaşları sildi usulce. Belli bu sabah gelemeyecekti o özlemle beklediği. Bir bir yanaşmıştı küçük balıkçı tekneleri, gözleri aradı Sakız ismini teknelerin yan kısmında, ama yoktu. Dün biraz rahatsız gibiydi, üşütmüştü belli , aklı kalmıştı ardında. Çorba iç dedi, sıkı giyin diye ekledi ardından. Biliyordu ki o yine bildiğini okuyacak ve onun tabiriyle artist gibi çıkacaktı, iyi giyinmeden. Bugün gelmemişti ama yarına yeni bir umut yeşertmişti. 

İlk karşılaştıkları günü hatırladı. Sabah uyandığında içinde bir neşe vardı, bir farklı olacaktı gün hissediyordu bunu. Gözünün maviliğini aldığı denizi çok severdi Sakız. Onunla paylaşırdı kederini de, sevincini de. O sabah da erkenden koşmuştu mavi sevdasına, kaderinin ona çizdiği yazgıyı bilmeden. Tüm deniz emekçileri tanırdı Sakız'ı. Oturdu Niko' nun kahvesine. Niko' nun eşi Eleni, annesini kaybettikten sonra Sakız'ın örnek aldığıydı, babasıyla başbaşa kaldıkları yaşamında.  Eleni, tüm zerafetini bütünleştirirdi Ege ile. Niko' yla çocukları olmamıştı hiç. Hep bir kızı olsun isterdi, deniz gözlü. Bundan mıdır bilinmez kızı gibi severdi Sakız' ı. Onda tüm özlemini temize çekerdi adeta.




Balıkçı tekneleri gelirdi sabahın ilk aydınlığıyla karşı kıyıdan. Kıyıya çıktıklarında ilk Niko' ya uğrarlardı, çayın demlisini içmek için. Komşu muhabbetleri bir selamla başlar, birbirlerine takılana kadar devam ederdi. Bir an gözleri onu gördü. Boyu uzuncaydı, artist gibi giyinmişti, bağrı açık. Diğerlerinden farklıydı bu delikanlı, ilk kez görüyordu. Muhsin babasını kaybetmişti, evin geçim teknesi ile açılmıştı karşı kıyıya. Bir yaşlı anası vardı akşam yolunu bekleyen. Gözgöze geldiklerinde Ege' nin iki yakası buluşuyordu maviliklerde. O an anladılar ki artık her iki yakada da yolu gözlenecekti delikanlının.

Hikayenin gerisini Sakız teyzeden dinledim. İsmini hiç öğrenmedim ki, benim için deniz gözleriyle, pamuk saçlarıyla Sakız Teyze' ydi o. Çocukluğumun en güzel anılarında başlayan, gençliğimin ortalarında bir cami avlusunda veda ettiğim Sakız Teyzem. Muhsin Amca' yı hiç tanımadım, benim Sakız Teyzeyi tanıdığım zamandan kısa bir süre önce veda etmişti her iki yakaya. Sakız Teyze' nin rum aksanı ve bembeyaz saçları ilgimi çekerdi küçükken, hayran hayran izlerdim onu. Sonra büyüdüm ben, kahve yapardı bana Sakız Teyze,  yanında muhakkak sakız likörü olurdu. anlatırdı uzun uzun yarım kalmış sevdasını.

Karşı kıyıda başlayan aşklarını birlikteliğe dönüştürmek hiç kolay olmamış. Birbirlerini ne kadar tamamlasalar da iki farklı kültürden geliyorlardı. O yıllarda iki yaka da çok sıcak değilmiş bu ilişkilere. Her iki yakada, her iki evde kıyamet kopmuş, bu ilişki ilk öğrenildiğinde. Muhsin Amca' nın annesi konuyu hakkımı helal etmemlere getirmiş, ben müslüman gelin istiyoruma vardırmış. Durum Sakız Teyzelerde farklı mı, tabii ki hayır, annen olsaydıdan başlayan duygu yüklemeleri ben Türk' e kız vermem ile noktalanıyormuş. Çok ağlamış Eleni' nin omuzlarında Sakız. Hatta kızının sahile inmesini yasaklamış babası. Gizlice kaçar Eleni'ye sığınırmış o günlerde. Tabii ki gözü denizde. 

Günler günleri kovaladıkça imkansızlıklar daha da büyütmüş aşkı. Artık ne balık umurundaymış Muhsin' in ne de fırtına. İçindeki fırtına onu her gün biraz daha karşı kıyıya yanaştırıyormuş. Bir fırtınada ölümden zor kurtulurken bile aklı sevdasında, gözünü açtığında bilmediği lisanda başında doktorlar. Kendine geldiğinde annesini görmüş ardından sevdiceğini, yüreğinde hissetmiş dokunuşunu aşkının. O giderken suyun dibine, hissetmiş aynı acıyı Sakız, koşmuş sahile ağlayarak. Gözyaşlarına dayanamayan Niko ve arkadaşları açılmışlar denize. O anda görmüşler batan teknenin karaltısını, sudan çıkardıklarında baygınmış Muhsin. Haber yollamışlar Sait Kaptan ile Muhsin' in annesi Cemile teyzeye. Ana yüreği dayanamayıp atlamış gelmiş kız almam dediği topraklara, canının peşi sıra. "Her işte bir hayır vardır" sözünü doğrularcasına birleştirmiş bu kaza iki yakayı, yumuşatmış katı yürekleri. Evlenmişler olaydan bir kaç sene sonra.

Bir gün oturuyoruz Sakız Teyze' yle, baktım dalgın. Ne oldu demeden konuşmaya başladı. 

- Muhsin' i düşünüyorum. Gittiği yerde üşüyordur , üstünü giyinmeyi bilmez o. 

Bilir dememe fırsat vermedi. Bugün doğumgünü biliyor musun dediğinde deniz gözleri çakmak çakmaktı. Kalktı , bir defterle döndü oturduğu yere. Defterin içinden kurumuş bir gül çıkardı. Gülü kokladı, tekrar yerine koydu, söz söylemeden. Mendil uzattım, gözyaşlarını silsin diye.

- Çok özledim.  Ben ona doyamadım hiç, çok özlüyorum.

Bir süredir rahatsızdı Sakız Teyze. Ben de geçmiş olsun ziyaretine gitmiştim. Biraz yıpranmış gördüm. Bir süre elimi tuttu.

- Yakında kavuşacağım ona hissediyorum.

Evden ayrıldığımda aklım kalmıştı ağlayarak bıraktığım Sakız Teyze' de.

İşten dönerken bir akşam, uğramak istedim. Evinin önü kalabalıktı, anladım terslik olduğunu. Adımlarımı hızlandırdım. Eve vardığımda Sakız Teyze çoktan sevdiceğine kavuşmuştu. Yarım kalan sevda kaldığı yerden yaşamaya devam edecekti. Elinde resmi vardı Muhsin Amca' mın son kez gördüğümde yatağında cansız bedenini. Defterini aradım, bulamadım. Bell ki bulunmasını istemiyordu. Gözyaşımı denize akıtmak istercesine deniz kenarına koştum. Uzaktan el sallamak istedim egenin diğer yakasına.

Şimdi ne zaman bir kahve içsem, sakız likörünü arıyorum acı kahvenin yanında. Barış Manço' nun şarkısını ne zaman dinlesem, Sakız Teyze' min pamuk saçları dökülüyor gözlerimden yaş olarak.



İzleyiciler

Boomerang

Bumerang - Yazarkafe