Mesafesiz Dostluklar

Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini açtı, önce gözleri uyanırdı.. Hemen kalkmaz hiç bir zaman, kalkamaz daha doğru ifade olur. Yatakta bir süre hisseder tüm organlarının sağlıklı olduğunu, sırayla hareket ettirip seslerini duymak ister. Korkar biri sessizliğe gömülür diye. Artık yeni bir alışkanlığı da var. Yıllar yeni alışkanlıklar edindiriyor. Dünden kalan acıyı yatakta bırakmak. Yeni bir güne taşımaz dünde kalması gerekeni. Her sabah tekrarlanan, kendi içinde yaşanan bir sabah ayinidir beyinde başlayıp ayak başparmağında biten. Beş dakika süren bu ritüelden sonra doğruldu yatağından. 

Perdeleri çekip pencereden aydınlanan güne baktı. Gökyüzü masmavi uzanıyordu. Canı sıkkındı dün, dedi içinden sessizce, uzaktaki dostunu düşünüyordu.  Kedisi hastaydı, çok endişeliydi, kelimelerin dünyasından çıkıp tanışamadığı. Acı, kelimelerin dünyasından çıkmış esen rüzgarla giriyordu sessiz odaya. Bugün yataktan anlamını veremediği bir huzursuzlukla uyanmıştı. 

Tam kapıya yöneldiği sırada çaldı telefonu. Bayram arefesiydi, işe gitmemesine rağmen erken kalkmıştı. Zaten hep erken kalkardı, uzun uzun düşünürdü bir koltukta oturup. Uzun bir süredir görüşmediği, zamanın ve mesafenin anlamsızlaştığı dostluklarının paydaşı, en yakınının annesi ölmüştü. Eşi haber veriyordu, ölüm yine yapmıştı yapacağını. Eşine seslendi çıkarken, ben gidiyorum, sen de gelirsin sonra sözleri belli belirsizdi. Ölüm yine sessizdi ve yine çok saygındı cami avlusunda. Hiç ara vermemiş gibi dayandı omzuna arkadaşının, hissetti acısını yüreğinde.

Eve döndüklerinde çok ağırlaşmıştı, kafayı dağıtmak için bilgisayarını açtı. Bir mesaj gördü "Nasılsın" diyordu nerdeyse yirmi beş yıldır görmediği okul arkadaşı. Okuldayken de çok sohbet etmezlerdi, hiç yaşanmadan kaybedilmiş dostluktu aralarındaki mesafe. "İyiyim, sen nasılsın" ile başlayan, saatler süren sıcacık sohbet, "üşüme" diyerek bitmişti. Ne kadar içten, ne kadar güzel sözdür "üşüme", çünkü ben senin için endişeleniyorum artık. Dostluğa giden yoldayız anlasana. İyi gelmişti, ölüm yine saygındı ama soğukluğu gitmişti. Daha iyi hissediyordu kendini bu yalnız anında.

Telefonuna gelen mesajla iyice keyiflendi. Whatsapp grubu kurmuşlardı mesafeleri yakın eden , cümlelerin birleştirdiği yeni arkadaşlarıyla. Biri uzaktan, diğeri ise daha da uzak şehirdendi. Sıcacık bir günaydın, uzaktan meltem esintisiyle özlem kokuyordu. Sözcükler hiç mi tükenmez, ardı arkasına geliyordu neşesiyle, heyecanıyla. Kelimeler eskitiliyor, gidenin yerine yenisi geliyordu. Yeni yazışmaya başlamışlardı oysa, birbirlerinden habersiz geçen bunca yılın boşlukları doldurulmalıydı. Birbirini geç bulmuş ama kolay kaybetmeye niyetleri olmayanlardandı onlar. Yazacak ne kadar çok anı biriktirdim hayatımda onlar olmadan diye düşündü. Anlatmak için sabırsızlanıyordu, daha temeldeydiler. Bina yükseldiğinde içilecek nice kahveler olacaktı daha. Bu binayı kurmak ne kadar keyifli diye düşünürken gülümsediğini farketti. Artık ne ölüm kalmıştı, ne de soğukluğu.

Uzaklar engel mi dostluklara, hissetmek için yüreği,  yakın mı olmak gerekir. Ya zaman eksiltir mi dostun sevgisini, hani her şeye iyi gelen zaman, zarar verir mi dostluklara. Cevaplarını bildiği soruları sormanın rahatlığını yaşarken, tüm arkadaşlıklarını temize çekiyordu yaşam döngüsünde.  Zaman da mesafe de engel olamaz, sevdiğinin acısından endişe duyan dostunu hissetmene. Annesinin acısını hissedersin, araya aylar değil yıllar girse de, o can yoldaşının.

Mutlu olduğunu hissetti, iyi gelmişti eskisiyle yenisiyle dostları, dostlukları. Eli telefona gitti, yeni mesaj var mı diye baktı. "İyi ki hayatımda varsınız" yazdı. Sonra pencereden dışarı baktı, bu kez gökyüzü koyu griydi. Ay parlıyordu tüm dostluğuyla.



Bekle dedi aya, geliyorum. Beş dakika sonra kahve fincanıyla döndü, az önce ayrıldığı pencerenin kenarına. Bu gece üşümeyin dedi tüm uzak dostlarına, sizin için endişeleniyorum. Çünkü siz benim bir parçamsınız.

İzleyiciler

Boomerang

Bumerang - Yazarkafe