Dolmuş Yolculuğu

Sessizlik..Bir süredir sessizdim, sanırım bir dönem susmaktı ihtiyacım. Yaşamsa devam ediyordu tüm hızıyla, akıp gidiyordu anlar..İnsana dair her şey vardı yaşamımda, bu sessiz geçen kısa sürede. Başarı, başarısızlık, stres, yoğunluk. Ha unutmadan  bir de seyahatim vardı kısa süreli. Aslında o konuda anlatacaklarım çok var. Önce bir nefesimi hissettireyim dedim. Merak edenler için terketmedim bu diyarı, burdayım, bir selamım olsun istedim sizlere. 

Seyahatten dönmüştüm, ben yokken gönül verdiğim renklerin yeni mağazası açılmıştı. Hem hayırlı olsun diyeyim, hem küçük bir katkım olsun kulübe dedim. Çokça da niyetim biraz hava almaktı aslında. Özlemiştim İzmir'imin kokusunu. İzmirli olanlar bilir o özlemi. Artık fırından yeni çıkan boyozun kokusu mudur, denizin kokusu mu bilemem. Ama gurbette iken bir eser geçer burnumuzdan, sonrası iki damladır gözden süzülen.  Arabayı parketmek falan zor gelir çoğu zaman, dolmuşa bindim. Biz dolmuş deriz minibüse. 

Önce üç üniversiteli kızımız bindi. Biz İzmirliler yüksek sesle konuşmayı da severiz, rahatızdır biz. Sanki tüm şehir akrabamız gibi dahil ederiz her konuşmamıza çevremizdekileri. Gençlik başta duman tabii, genç kızımızın aşk dünyasının fırtınalı geçen günlerine denk geldik. Bir çok sözcük geçti cümlelerde, ancak oğlanı seviyor mu anlayamadım. Sanırım sevmek bu yaşa uygun bir eylem değil. Öyle değil midir sevgi, tek başına bir eylemdir yaşama karşı. Daha çok ruhun okşanması gibi geldi bana. Bir erkek arkadaşı olması yeterliydi o an onun için. Hem uzunca konuşacak, paylaşacak bir konu çıkıyordu taraflara. Belki de sevdiğini sanıyordu, bir an üzüldüm onun için. Kendini aldatıyordu, ne büyük yanılgı. İlişkide işler yolundaydı, bu beni mutlu etti. 

Arkamdaki bireyin telefonu çaldı, hatta bir kaç kez. Önce çekiniyor toplum içinde açmaya dedim. Yanıldığımı ses tonundan net anladım. Rahatız biz, tüm dolmuş şahit olmalı olan bitene. Arkadaşıyla buluşacak, ama arkadaşının ekonomik durumu uygun değil. Bu aralar hepimizin başındaki kriz değil mi bu adına ay sonunu getirememek denen. Kız arkadaşına bir an üzüldü sanırım, ama onda da para yokmuş. Cebinde 30 tl olduğunu tüm dolmuş bireyleriyle beraber öğrendim. Beni ablam çekecek diyor. Bunlar öğrenci sanırım, hikayeyi yazıyorum hemen. Telefonun ucundaki diğer kız başka şehirden gelmiş öğrenci. Öğrenci evinde kalıyor, parasını denk getirememiş ay sonuna. Bu arkadaşımız da yaşadığı şehirde okuyanlardan. Şans mıdır, şanssızlık mıdır doğduğun, yaşadığın şehirde okumak. Fikrinizi merak ettim, yorumlara yazarsınız belki.  Yarım ağızla gel ablam seni de çeker dedi ama nezaketen dediğini ben bile anladım, karşı taraf kabul etmedi tabii bu isteksiz teklifi. Gelmeyecekti. Telefon görüşmesi bitti derken ses arkadan yine yükseldi. Ablasını aradı, konuyu ona da anlatmalıydı ki yarın ters bir durum olmasın. Artık netti, arkadaşının gelmesi çok da umurunda değildi. Belki de aynı kişiden hoşlandıklarını düşünüyordu, tehlikeyi bertaraf ediyordu bu sayede.

Sonra yaşlı bir teyze bindi, oturur oturmaz da eline telefonunu aldı. Dolmuş herkese açık telefon kulübesi hizmeti veriyordu. Bu teyze deniz havası almaya çıktığını söylediğinde kalbimi fethetti. Evde oturmak yerine namazını kılmış, deniz kenarına gitmek için giyinmiş, süslenmişti. Kendine telefon kılıfı almış. Telefonun diğer ucundakine o kadar güzel tarif etti ki belli alırken çok beğenmiş. Mutlu etmiş bu kılıf onu. Bu ne kadar saygıyı hakeden bir yaşam sevincidir. Ben de yaşlanınca böyle olmak istiyorum. Rol modelim oldu bir an teyze. 

Ben de mutluydum kendime aldığım hediyeden dönüş yolunda. Mis gibi kokladım güneşi, tıpkı şu anda içtiğimde beni mutlu eden kahvenin sıcaklığı gibi.

Yorumlar

İzleyiciler

Boomerang

Bumerang - Yazarkafe