Ölümün Vedası

Başlangıcın sonu mudur, yoksa sonun başlangıcı mıdır bilmiyorum, ama acı veriyor gidenin arkasından ölüm. Belki de tüm hayatın boyunca tanıdığını düşündüğün insanları daha iyi anlarsın o cami avlusunda, cansız bedenleriyle.  Bu aralar daha çok bulunuyorum cenaze merasimlerinde. Bugün günlerden yine bir veda günüydü geçmişe. Aslında her ölüm çocukluğumuzdan da, gençliğimizden de anıları alıyor koyuyor o tabuta, giden canımızla beraber. Gözünün önüne geliyor birlikte geçirdiğiniz anlar, o an için pek de üzerinde düşünmediğin anlar, bir anda değerleniyor şu küçük avluda bakarken o tabuta saygıyla. Belki de en çok o an saygı duyuyorsun, ölüm karşı konulmaz otoritesiyle saygıyı hak ediyor. 

Her ölüm bir zamansız ölümdür aslında. Belki de konduramıyoruz ölümü sevdiklerimize, yakıştıramıyoruz. Yoksa nasıl bir açıklaması olur, sağlığnda ziyaret etmeye vakit ayıramadığımız insanların arkasından cenazelerine vakit ayırabilmenin. Ölmeyeceğini düşünüyoruz, daha değil diyoruz, zamanı değil. Ziyaret ederim de diyoruz belki koşuşturmanın, yoğunluğun mazeretine sığınarak. Dini konularda pek de bilgili sayılmam, ancak şunu iyi biliyorum ki ölüm bizim boş vaktimizi beklemiyor sevdiklerimize uğramak için. Sonra ölüm haberini aldığımız anda,  yaşadığımız pişmanlığa mı daha çok gözyaşlarımız, bir daha görememe duygusunun soğukluğuna mı. Yok yok mahcubiyet de var vicdanımıza karşı, içimiz içimizi kemiriyor. Belki de hepsi birden birbirine karışıyor duygu selimizde gözyaşı isyanımıza.  Yaşarken, öleceğini kabullenip nasıl veda ederiz çocukluğumuza, anılarımıza, henüz o anıları deli gibi özlerken yeni bir özlemi nasıl kabul ederiz.

En çok ağrıma giden babamın ölümü oldu. Oysa tükenen her dakikada girdiğimiz yol o kadar netti ki. Her an biraz daha yaklaştığımız o son, o kadar belirginken, anlamak istemedim hiç bir anında. Bir yıl yaşar diyen doktor ile bu kez artık kurtaramayacağız diyen bir başka doktorun sözleri arasında geçen o bir yıl defalarca anlatmak istedi o uğursuz sabahın doğacağını.  Belli olan bir şey daha vardı, ben kabullenmeyecektim gerçeği. Kabullenmedim hiç, ama babam öldü. Hem de bir yıl yaşar diyeni de , bu gece kurtulamaz diyeni de haklı çıkararak. O gün yaşadığım acı elbette günlük hayatta aynı şiddetle yaşanmadı bir daha. Yaşanamazdı, yaşam devam ediyordu. Bittiğinden değil, yaşamın devam etmesi gerektiğinden. Kısa bir süre sonra gittiğim bir filmi izlerken geri geldi o acı, tekrar gitti. Benim kontrol edemediğim bir çok anlarda geri geliyor o içimi deli gibi acıtan. Özlüyorum, çok özlüyorum. 

Siz hiç kendi cenazenizi düşündünüz mü, tarifsiz bir acı, psikopatça belki. Komik tarafını aradım ben, pek bulamadım. Çok soğuk, tedirgin edici. Sevdikleriniz toparlanmış avluda. İnsanların bir kısmı gözyaşları içinde, bir kısım insan cenazede arkadaşını görmüş, koyu sohbette. Belki uzun süre sonra senin cenazende karşılaşmışlardır. Giderken küllenen bir dostluğu canlandırmış olabilirsin, ne güzel . Ben en çok geride kalan çocukların gözlerine bakamam. Yavrum perişandır yaşı kaç olursa olsun. Kendini fazla hisseder o avluda. Herkes ona baktığı için tedirgindir. Orda yatan parçası bir daha geri gelmeyecektir. Kabullenmenin en acı anıdır, yüzleşir tabutla. Yoktur artık inkarın bir yöntemi. Evin erkeği rolünü oynar,  ben artık büyüdüm anlıyorum maskesidir takındığı. Fırtınalar koparken içinde, bak dimdik uğurluyorum der gibi bakar. Özleyecektir hep. Belki bir filmden sonra belki de...Bir insan babası ölünce büyürmüş. Bu sayede o da tamamlayacak gelişimini, olgunlaşacak. Sonra gidecek başkalarının cenazelerine, ziyaret bile etmeye vakit ayıramadığı kişilerin cenazelerine, pişmanlıkları olacak, sevdikleri de. Ta şurasında da babasının acısı, her an geri tepmeyi bekleyen. 

Pişmanım bu akşam gidemediğim ziyaretler için. Aklıma nedense babam geldi bu akşam, içim acıyor. Kahvem de soğumuş. 


İzleyiciler

Boomerang

Bumerang - Yazarkafe