Bir İlişi Hikayesi-2

Yeni yerler görmek, yeni lezzetler her zaman heyecanlandırmıştır beni. Köyü gezeceğiz sözü bile tüm yol yorgunluğumu unutturmuş, tazelemişti beni. Hemen hazırlıklarımızı yaptık, hazırlık deyince şaşırmayın. Egeden kalkıp Karadenize gelmişiz, mevsim yaz üstelik yeşil doğa ile bütünleşmişiz. Bizim gibi şehirli beyaz yakalı aile ne düşünür, kene ilacını tabii. Üstelik onun için iki market gezmişiz, en uzun süre hangisi korur, etken maddesi nedir, insana zararlı mıdır türünden tüm pratik bilgiye sahibiz. Bir prosedür dahilinde savaş kalkanlarımızı giydik düşman kenelere karşı. Keneye önlem aldık ama ben yılandan uyuzum. Köpek korkusunu ne siz sorun ne ben anlatayım.


Evin önündeki, tamamen otlarla örtünmüş sadece bir insanın inebileceği patika yoldan iniyoruz. Benim yılan endişemi artıracak türden tüm şartlar olgunlaşmış. Bu yoldan iniyoruz güzel de bunun bir de geri çıkması var Hele eşimin 1 hafta sürmesini planladığımız tatil için hazırladığı, 3 haftalık eşyayı içine tıkıştırmayı başardığı, anlam veremediğim valizlerle bu yokuşu çıkmak bana kendimi ciğer hastası gibi hissettirmişken. Askerdeki gibi tek sıra düzenle devam eden yolculuğumuz bitiyor ve köyün camisine varıyoruz. 





Cami,  alıştığımız camilerden farklı. Köyün genel mimarisine uyum sağlar bir yapıda. İsmi çok hoşuma  gidiyor,  Cumayanı Cami. İnsanların  akşam ve yatsı namazlarında ayı korkusu yüzünden camiye gitmeye korktuklarını duyunca yeni bir problemim daha oldu, ayı. Aslında daha önceden duyduğum,  Kastamonu’ da meşhur bir söz vardır, “ Taş düşebülü, ayı çıkabülü.  Meğerse  köyün en önemli problemi ayıymış. Köyün önemli bir geçim kaynağı da arıcılık.  Ayılar pek haksız sayılmaz yani. Bal demişken, bal değerli, epey pahalı. En önemli özelliği bal tatlı değil, bildiğin acı. Bu balı biraz fazla kaçırırsanız hastanelik olabilirsiniz.





Caminin hemen yakınında once  yeni okul, daha sonra   ise artık   kullanılmayan eski  okul  karşılıyor.  Camları kırılmış, biraz  bakımsız  ama  bakanlık tarafından tarihi eser kapsamında koruma altına alınmış köyün eski okulu. Bir gerçek vardır biri bir cam kırarsa ve o cam onarılmazsa, bir sure sonra tüm camlar kırılacaktır. Ardından  o bölge güvensiz  hale gelecek  ve suç unsuru olacaktır. Gerçi burası, nüfusu oldukça azalmış, ancak yazları ailelerin özellikle İstanbul’ dan gelmesiyle artan bir yerleşim birimi. Suç unsurlarının barınacağını sanmıyorum, zira herkes birbirini tanıyor.


Okuldan içeri girdiğimizde gıcırdayan tahtalar bakımsızlığın resmini çiziyor bize. Okulun zili Hafize anayı anımsatıyor bana. Hababam sınıfının çekildiği okul da epey eski bir okuldu. Nedense o çağrışımı yapıyor bana. Okul içinde çocuklar oyun oynuyor, aslında bana çok da güvenli gelmiyor, gıcırdayan tahtalar. Çocuklarla sohbet ediyorum, İstanbul' dan gelmişler. bu bölge insanı en çok İstanbul' a göçmüş. Özellikle eski rum yerleşkesi Fatih, Balat  ve Anadolu yakasında Ümraniye yeni yuvaları olmuş umuda yelken açanların. Yelken diyorum, çünkü burda eskiden en önemli geçim kaynağı gemicilikmiş. Hatta camide eski gemicileri anlatan kitapçık bile dağıtıyorlar ücretsiz yayın olarak. Epey bir sayı gemi şehidi de  var bu köyün. O yüzden ahşap işçiliği çok göz alıcı.



Sınıflara giriyoruz, günümüzde yerini akıllı tahtalara bırakan yeşil tahta ve tebeşir anılarımızı tazeliyor. Okul yıllarıma, siyah önlüğüme dönüyorum. Bazı şeyler çok değişmiyor zamanla ve mekanla. Tahtada isimler, ilan-ı aşklar karşılıyor bizi. Üç bölmeli tahtayı ilk kez burda görüyorum, açıkçası amacını bilmiyorum ama ilginç olduğunu söyleyebilirim. Okuldan anılar tazelenmiş bir halde çıkıyoruz.


Cumayanı Köprüsü, caminin hemen karşısında yer alan köprü kestane kütüklerinden inşa edilmiş üstü kapalı bir köprü. Köprünün ne zaman yapıldığını bilmiyorum, ancak yıllara meydan okuduğu aşikar. Bizim yaya olarak gideceğimiz İlişi çarşı yolu üzerinde. Altından geçen derenin sesi huzur verici. Hemen yanında oldukça yaşlı bir ağacın altında banklarda oturabilirsiniz. Emin olun ömrünüz uzar.



Köprüyü geçince eski, tahta bir bank daha buldum. Burada Ahmet Dedeler, Nazlı nineler çarşıdan gelirken dinleniyor olmalılar. Kuş seslerine, su sesi karışıyor. Dallar nazlı gelin gibi sallanıyor asırlık gövdelerde. Her şey o kadar taze ki, yıpranmışlığınıza kederleniyorsunuz. Burda yaşasam ömrüm ne uzun olur, stress yok, toplantı yok, bir cümlede bir kaç dil kullandığımız adına şirket jargonu dediğimiz o tüm saçmalıklar yok. Bizim şirketlerde önemlidir o, bir cümle kuracaksınız ve o cümle en az iki dilin sözcüklerini barındırmazsa karizmanız çizilir. Biz onaylamayız, confirm ederiz. Şöyle bir cümle duyarsınız o pırıltılı koridorlarda “Toplantı salonunu book ettin mi”. Adam işe yeni girmiş ise ne edeceğini bilemez bir türlü. Hele bir toplantıya girsin ne demek istiyor bunlar diye bir türlü işin içinden çıkamaz garibim.  


Yorumlar

İzleyiciler

Boomerang

Bumerang - Yazarkafe