Kayıtlar

2017 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yaz Biterken...

Okulların açılmasıyla belirmişti biten mevsimle giden anlarımızın geçmiş hatıralar olacağı hissi. Hep böyle anlatırdı giden yaz kendini, bekle beni geleceğim yine fısıltısıyla.  Okulların açılmasını izler trafik yoğunluğu, usulca dökülen sararmış yapraklar ağaçlara yeni bir yaş ekler. Her biten yaz erken bitmiştir, yaşanacaklar vardır hep. Benim de yaza dair yazacaklarım var, bitmesini istemediğimden erken tüketmek istemediğim yaza dair anılarım.
Ben yazı seviyorum diyerek yürüdüğüm karanlık bir iş sabahıydı onu gördüğümde. Karanlıkta uyanıp işe gitmek de bir yazgı değil, ülkeyi yönetenlerin bize sundukları yeni dayatmaydı. İşe gitmek birine bu kadar mı yakışmazdı. Ben ona yazın oyunu, kışın okulu yakıştırdım o kısa sürede. Tamirci çırağıydı sanayi sitesinde, kısa bir selamlaşma sonrası konuştuk, sokak köpeğini seviyordu bir yandan. Yanımızdan geçti dönüş yolundaki bozacı. Laf attım işler nasıl gitti diye, ne olsun be abi günü kurtarmak bizimki diye verdi cevabı, hızlı adımlarla yürü…

Mezuniyet

Resim
Dünyaya gelirler minik bedenleriyle, yaşama sırası onlardadır artık. Onları bekler yaşamın sevinçlerinin yanında yaşanacak hayal kırıklıkları, başarılar, başarısızlıklar, ilk aşklar, ilk aldatılmalar, aldatmalar, su çiçeği bekler, kızamık bekler, bitmeyecek sınavlar bekler. Bekler de bekler yaşam boyu yaşamın getireceği bilinmezlikler.
İlk zamanlar daha mı zordur, daha mı kolaydır karar verilemez belki, ama her anı güzeldir geriye bakıldığında. Başlangıçta çok nettir aslında odaklanılan sorunlar. Karnı acıktı, altına yaptı, yan yatır, gazını çıkar falan. Sonra geçen günler o kadar hızlıdır ki yaşamın telaşında. Büyüdüğünü hissedersin belki ama anlamlandıramazsın. İlk oyuncağa ağlayışı, ilk korkusu, ilk kahkahası, ilk sözleri, ilk öpücüğü, ilk bayramı geçmiştir artık. Okula giden çacukları olan ailelerin ilk okul günü telaşında bulursun kendini. Yahu dur daha bu daha çok küçük desen de, yemez artık. Çanta hazırlanmış, kıyafet giyilmiştir. Okul kıyafeti biraz daha mı büyütür çocukları.…

Umut Pazarı

Yağmur yağıyor, sessizliği bozmak istiyor gökyüzü gecenin karanlığında. Camdan bakıyorum bu bir isyan. İsyan ediyor güne gökyüzü. Tüm homurtusuyla hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Bazen bir şeyi çok isteriz hani, uyuyamayız geceler boyu. Sonra o çok istediğin bahar gelmez ya, hani yağmurun hıçkırığı yağar ya içindeki geceye. Ne istemekten vazgçeriz, ne hayal etmekten ne de hayal kırıklığına uğramaktan. Belki de yaşam tecrübesi denen bu harçtır. 
Ağlarken yalnızızdır çoğu zaman da sevinirken dostların yanında olması, sıcak bir sarılma tüm umutların yeşermesi değil midir, ıslak geceden sonra. Bir şeylere ait olmaktır bizi ayakta tutan. Önce çok istediğin olmaz, oysa günlerce hayalini kurmuşsundur. Beklersin gidemediğin o uzak diyardan o beklediğin müjdeyi, gelmez. Yanında bir çok yoldaşın varken bile yalnızsındır bu hayal kırıklığında. Telefonunla paylaşırsın hüznü bazen, kötü haberi de alırsın ondan, sen iyiyi çok isterken.  Arka arkaya gelir o kötü haberin her tuğlası. Hep bir umudun vardır …

Dolmuş Yolculuğu

Sessizlik..Bir süredir sessizdim, sanırım bir dönem susmaktı ihtiyacım. Yaşamsa devam ediyordu tüm hızıyla, akıp gidiyordu anlar..İnsana dair her şey vardı yaşamımda, bu sessiz geçen kısa sürede. Başarı, başarısızlık, stres, yoğunluk. Ha unutmadan  bir de seyahatim vardı kısa süreli. Aslında o konuda anlatacaklarım çok var. Önce bir nefesimi hissettireyim dedim. Merak edenler için terketmedim bu diyarı, burdayım, bir selamım olsun istedim sizlere. 
Seyahatten dönmüştüm, ben yokken gönül verdiğim renklerin yeni mağazası açılmıştı. Hem hayırlı olsun diyeyim, hem küçük bir katkım olsun kulübe dedim. Çokça da niyetim biraz hava almaktı aslında. Özlemiştim İzmir'imin kokusunu. İzmirli olanlar bilir o özlemi. Artık fırından yeni çıkan boyozun kokusu mudur, denizin kokusu mu bilemem. Ama gurbette iken bir eser geçer burnumuzdan, sonrası iki damladır gözden süzülen.  Arabayı parketmek falan zor gelir çoğu zaman, dolmuşa bindim. Biz dolmuş deriz minibüse. 
Önce üç üniversiteli kızımız bin…

Sığacık

Resim
Soğuktu, kardı derken bir İzmir' li için yeterince sert bir kış geçiyor. Hatta İzmir' linin kara yoğun ilgisi yazın Çeşme' ye gelecek İstanbullular tarafından epey bir sosyal medya malzemesi de oldu. Biz İzmirliler montu atar atmaz şorta geçeriz bilenler bilir. İçimiz sıcaktır bizim, güneş de güldü mü biraz değmeyin keyfimize. Keyfimize düşkünlüğümüz de bilinir herkesçe. Pazar günleri en çok kahvaltıyı severim. Gevrek, boyoz olmazsa kahvaltı değildir zaten o. Ben de sömestr tatili yapıyorum oğlumla beraber bu hafta ya, pazar günü keyifle kalktım uykum bitince. Sabah kahvaltı alışverişine çıkınca, malum boyoz alınacak, gevrek alınacak, güneşi gördüm. Çok uzaklardan gelen bir ahbap gibi kucaklaştım adeta güneşle, bir mesaj verir gibiydi. Anladım ki evde oturulmaz bu bahara merhabadan sonra. Malum burası İzmir; kızı deniz, denizi kız kokar bu şehrin. 
Yüreğimizin götürdüğü yer Sığacık oldu. Sığacık bir televizyon dizisiyle popüler olmuştu yıllar önce. Kavak Yelleri dizisinin…

Ölümün Vedası

Başlangıcın sonu mudur, yoksa sonun başlangıcı mıdır bilmiyorum, ama acı veriyor gidenin arkasından ölüm. Belki de tüm hayatın boyunca tanıdığını düşündüğün insanları daha iyi anlarsın o cami avlusunda, cansız bedenleriyle.  Bu aralar daha çok bulunuyorum cenaze merasimlerinde. Bugün günlerden yine bir veda günüydü geçmişe. Aslında her ölüm çocukluğumuzdan da, gençliğimizden de anıları alıyor koyuyor o tabuta, giden canımızla beraber. Gözünün önüne geliyor birlikte geçirdiğiniz anlar, o an için pek de üzerinde düşünmediğin anlar, bir anda değerleniyor şu küçük avluda bakarken o tabuta saygıyla. Belki de en çok o an saygı duyuyorsun, ölüm karşı konulmaz otoritesiyle saygıyı hak ediyor. 
Her ölüm bir zamansız ölümdür aslında. Belki de konduramıyoruz ölümü sevdiklerimize, yakıştıramıyoruz. Yoksa nasıl bir açıklaması olur, sağlığnda ziyaret etmeye vakit ayıramadığımız insanların arkasından cenazelerine vakit ayırabilmenin. Ölmeyeceğini düşünüyoruz, daha değil diyoruz, zamanı değil. Ziyar…

Akşamın Getirdiği

Yorucu bir gündü... Televizyon karşısında telefonumla oynuyordum zil çaldığında. Aslında uyukluyordum da bir yandan. Yorgunluk bazen insanın karar vermesini de güçleştiriyor. Yıllar önce bir televizyon tiplemesi vardı, aynı zamanda birbiriyle tezat işleri yapmak isteyen. İşte tam iç dünyamda o duyguların yaşandığı anlardı. Artık yönetici değilim diye mırıldanarak açtım kapıyı.
Elinde çantasıyla bir genç vardı eşiğin öte yanında, telaşlı konuşuyordu, henüz acemi olduğu vücut dilinden anlaşılıyordu. Bir zamanlar satış mühendisiyken epey bir eğitim almıştım bu konuda.  Temiz giyimli, temiz yüzlü, eğitimliyim hissi veren bir gençti. Eliyle de dört işareti yaparak, öğrenci olduğunu, müsaitsem dört soru soracağını söyledi, sesi titreyerek. Ah be kardeşim ne kadar gizlesen de her halin ben satıcıyım diyor. Kıyamadım, Öğrencilere kıyamıyorum ben. Bilmem oğlum büyüdükçe o sınıfa yaklaşıyor belki ondan, belki benim de bir zamanlar öğrenci olmuşluğumdur kökünde yatan bu zaafımın. Sorular diş sa…

Apartman Toplantısı

Sevinciyle, daha çok da üzüntüleriyle bir yılı geride bıraktık. Geçen yıl bu zamanlarda, katılmadığım bir toplantı sonrası apartman yöneticisi olduğumu sevinerek bildirmişti birileri bana. Adamın bu kadar mutlu olacağını bilseydim sevabına olurdum yönetici. Bu apartman sakini, eşimi bile tebrik etmiş apartman yöneticisi olduğumuz için. Sanırsın dev bir holdinge hanedan olduk. Hiç unutmuyorum kadıncağız eve geldi, dışarısı buz gibi soğuk, biliyor musun yönetici olmuşsun demişti. Nihayet yüksek lisansta okuduğum yönetim derslerini takdir eden biri olduğuna mı sevineyim, yönetimi kucağımda bulduğuma mı şaşırayım. Şaşkınlık içinde yemek hazırlarken zil çaldı. Apartman görevlisi arkadaş iki kolu dolu bir sürü dosya getirdi. Sanki maliye bakanlığına bakan oldum. Eski yönetici gönderdi dedi, yenisi kim sormadan anladım zaten. Tabii ben hızlıca indim alt kata bu emrivaki durumu görüşmeye. Aldığım cevaptan sonra durumun ümitsizliğini anladım. Bana da böyle gönderdiler bu evrakları, beni de yö…

Kar

Tatlı bir telaş kapladı içini o akşam. Nasıl sabah olacaktı, düşündü bir an. Sonra çocukluğundan bir ses duydu, yatçaz kalkçaz sabah olcak. Bahar gibiydi bu ses,  anne kokusu vardı buram buram uzun yıllardan yayılan. Çocukken ne zaman heyecanla beklese sabahları, annesi onu avuturdu bu sesle. Bir kış sabahıydı o çok sevdiği anasını kaybettiğinde. Çocuğunun anasıyla yaşamı birlikte paylaştıklarının onuncu seneyi devriyesiydi  kendi anasını kaybettiğinde. Ağlamıştı, çok ağlamıştı. Kendini yanlız hissetmişti, ta ki o çok sevdiği yavrusu ona sarılana kadar. O an; yaşamın götürdüklerine üzülmenin yerine, getirdiklerine şükretmenin daha doğru olacağına karar vermişti. Nedense annesi aklına geldi bu akşam, bir derin of çekti, gözlerini sildi. Bir fatiha okudu anacağının ruhuna. Uzun süredir bekliyordu hiç doyamadığını. Geldiği zamanlar da hiç doyamadı ya. Kahvesinden bir yudum aldı, daldı geçmişine.
Pencereyi açıp, dışarı bakıyordu beş dakikalık aralıklarla küçük Ali. Her seferinde umutsuzc…

İzleyiciler

Boomerang

Bumerang - Yazarkafe