Şekil Disiplini

Bugün yeni eğitim-öğretim yılı resmen başladı. Gerçi Mert'in okulu yıl sonlarında yaptıkları tatil nedeniyle her yıl bir hafta erken başlar. Yani biz geçen hafta açtık yeni sezonu. İlk gün sendromunu diğer öğrencilerden erken atlatıyoruz. Onlar okula başlarken bizimkiler ödevlerde daha çok zaman geçirmeye başlamış oluyor.  Kıyafet, kırtasiye telaşı da mağazalar yoğunlaşmadan bitiyor bizim evde. Yılda iki defa okula ceket giyerek gidiyor. Biri bu resmi milli eğitim açılışında, diğeri cumhuriyet bayramında. Biz o yıllarda büyüdüğümüzü önlüğü atıp, cekete geçince anlardık. Ceket olsun olmasın üniforma giyilmesini tercih ediyorum. Bizimkilerin okulunda serbest kıyafet uygulaması yok, geçmiş senelerde sadece haftada bir gün serbest idi, o da çocuklar özendiler diye. Tabii ceketle görmeye alışık olmayınca bir fotoğraf çektik okula giderken.

Akşam hepimiz eve döndükten sonra geçen günü konuşurken bugünkü törenden bahsetti. Milli Eğitim Bakanlığı merkezde açılış töreni yapmış. En yakın okullardan olsa gerek bizimkiler de hazır bulunmuşlar. Gerçi her okuldan çocukları ulaştırıyorlar, maksat kalabalık olsun, hele de bakan buralardaysa. Sonra havanın çok sıcak olduğunu ve uzun süre güneş altında beklediklerini söyledi. Hatta bir kızımız sıcaktan bayılmış. Bazı olumsuzluklar hiç değişmiyor nesil değişse de. Bugünün bakanı, bürokratı dün sen de bizimle beklemiyor muydun o sıcak havada. Hatırlasana ne kadar çekilmezdi saatlerce güneş altında beklemek. Az konuşsan hatta konuşmasan ünvanın mı alınır elinden. Orada öğretmen var, öğrenci var. Mikrofonu eline geçiren ne sever konuşmayı bizim ülkemizde.  Zaten o kitlenin büyük kısmı oy kullanamıyor. Kime, neden konuşursun uzun uzun. Bakan olmasa da bürokrat kim ise o konuşur uzun uzun. Hani deriz ya hasta ziyaretinin kısası makbuldür diye, bir söz daha türetsek törenin makbulü hiç konuşulmayanıdır, olmaz mı.





Kendi öğrenciliğimi hatırladım . Önce tören alanına sırayla alırlardı bizi, son derece sıkıcı bir resmiyet ve gerginlik olurdu havada. Öğretmen korku içinde aman sıra  bozulmasın, kol mesafesi korunacak. Çocuğuz biz çocuk. Enerjimiz var, ne işimiz var törende. Bir de yetmez öğretmen baskısı olurdu tören boyunca. Konuşmayın, gülmeyin. Anla be hocam biz oranın insanları değildik. . Beden Eğitimi öğretmenlerinin konfor alanıdır tören meydanları. Sanırsın beden eğitimi öğretmeni değil, tören eğitimi öğretmeni. Tüm hünerlerini gösterirler o törenlerde. Ne kadar şekil disiplini o kadar görevlerinin hakkını veriyorlar düşüncesi hakim olmalı. Fakültede öyle öğretiliyordu herhalde, oysa biz sizinle okulda basketbol oynamayı seviyorduk. Gülümsemezlerdi bile tören alanlarında. Anlamıyorduk sanki, komutları bağırırak verirlerdi. Sanırım onlar ne kadar bağırırlarsa biz o kadar iyi yürüyoruz zannediyorlardı. Ben de bu resmi yürüyüş hadisesini hiç beceremezdim. Ayaklar karışıyor işte, beni  tören meydanında niye gömüyorsun. Diğer sınıflar var, okullar var. Belki de hoşlandığım kız var, çocukça masumca. Ergenim en azından, çok mu zor biraz sakin kalabilmek. Okula gidince en çok matematik öğretmenimi seveceğim yine derdim içimden.  En azından sol- sağ diye bağırmıyor, beni rencide etmiyor herkesin içinde. En sonunda mühendis oldum zaten, sanırım biz halk olarak spordan bundan soğuyoruz. Biliyorum başkasına suçu yüklemek çok daha işimize geliyor, bu kez farkındayım zorlama oldu. 

Törenler bitmedi, kimi daha ciddi, kimi daha az ciddi. Ama hep tören dedin mi beden eğitimi öğretmenleri ciddileşirdi, değişmez kuraldı bu. Herhalde fakültelerinde ana meslek dersleri törendi o yıllarda. Sporcusun sen biraz esne değil mi, yok törende olmaz. Cuma günleri müdür desen başka alem olurdu, adamın içinden siyasetçi fırlardı haftalık okul kapanış töreninde. Sorun mikrofondaydı sanırım, yapışan bırakamıyordu. Bizimkisi koltuk sevdası değil, mikrofon sevdasıydı. Adamda nokta yok, sürekli virgül vardı. Dakikalarca o kadar edecek tehdidi nerden bulurdun be hocam. Pazartesi, cuma beklerdik o noktayı okul tören meydanında. Beden eğitimciye bakardım, adam bildiğin hazır ol konumunda izliyor töreni. Sanki rahata geçse müdür sahneden mikrofonu atacak. Şimdi o malum kelimeyi kullanmadan kibarca diyeyim bu dersler öğrenciler tarafından daha az önemsenir ya, beden eğitimci bizi savaşa çağırır gibi İstiklal Marşı' na çağırırdı, hazır ol diye bağırırdı okulu inleterek. Artık sıra müzik öğretmeninde. Farkettirmeli orada bir müzk öğretmeni var. Tam marşın ortasında kes derdi, canlı söylemiyorsunuz baştan.  Bir keresinde üç kerede söyletti marşı, unutamıyorum bunca yıl geçmesine rağmen. Aslında işin özü bir matematik öğrencisinin durduğu mesafedeydim beden, müzik ve resime. Bir müzk öğretmenim hariç, onu çok seviyordum, hala da çok severim. Yıldızımız barışamadı bu öğretmenlerle. Ortaokuldayım flüt denen aleti çalamıyorum, bana flüt fırlattı öğretmen. Ver ban iki katlı integral sorusu çözeyim, solfej yap deme hocam. Yetenek zorlamayla olmuyor, neden anlamıyorsun. Ben sana niye üniversite sınavında matematik sorusu çözemedin diyor muyum, yüzüne vuruyor muyum? Bedenden zayıf aldım konu ne, 7 metre atışını nizami yapmamışım. Kaç kişi hentbolden not almıştır beden dersinde.

Sonra askerlik geldi. Aaa bizim bedencilerden beter durum. Saatlerce sayılıyoruz, sürekli bir sıraya geçme hali. Günde kaç saat sayılmayı bekliyoruz bilmek mümkün değil, güneş bulandırıyor beyinlerimizi zaten. Topu topu yüz kişiyiz. Ben gözümle sayıyorum, en az iki saat ayakta bekle. İki saatin sonunda verilen komut sağdan say, yüz kişinin sağdan sayması toplame üç buçuk dakika sürüyor. Bize etkisi tam olarak yüz yirmiş üç buçuk dakika. Günde minimum dört kez, fazlasını yazmıyorum bile. Hatta gece uykudan kalk, in aşağı neden sayılacağız.Önce iki saat ayakta bekliyoruz sebepsiz, sonra sağdan sayıyoruz, durum aynı. Beden öğretmenlerimi askerde çok özlediğimi farkettim. En azından sürünmüyorduk okuldayken. 

Sözü toparlarsam bütün bunlar niye bize yapılıyor. Şekil disiplini için. İş hayatıma atıldım. Yıllar önce yeniyim o zamanlar, bir firmada proje departmanında çalışıyorum, program yazıyorum. Bana bir laptop verildi, haftanın beş günü mesai var. Firma cumartesi de üretim yapıyor. Bir gün müdürüm bana cumartesileri bazen yarım gün olsun gel dedi, gönüllülük esası. Neden ki dedim, zaten bilgisayar yanımda, ben de yazılımcıyım. Üretim ile hiç ilgim yok pozisyon itibariyle. Benim neden soruma şekil disiplini demez mi. Okul, askerlik, iş bu şekilcilik hiç değişmiyor. Biz toplum olarak hiç bir zaman özüne bakamıyoruz olayların. Yaptığımız işin kalitesinden çok ambalajını önemsiyoruz. Nice  mesleğinde kaliteli çalışan şekil uğruna heba oluyor. Ambalajı iyi olan özünde mesleğe dair ışık olmasa da kariyer basamağında ilerlerken ülkemizin geleceğine bilgi katacak meslek erbabları şekilden kalıyor. Kalan o kişiler mi, yoksa ülkemiz mi acaba.

Bir nesil daha geçmiş, bu akşam anlıyorum ki okullarda durumda değişiklik yok. Askerde de sanmam, iş hayatı mı? Bilmem yıllar geçince görecek şimdi okuldaki nesil. Umarım bu kuşak çalışma hayatında algıları değiştirir, özün mesleki bilgi olduğunu anlatır. Ülkemizde o çok ihtiyacı olan atılımları gerçekleştirir. 

Kahveyi çok mu beklettim, soğumuş bu akşam. Fincanın şeklinden olsa gerek, çabuk soğuyor. 




Yorumlar

  1. Yorum kutusu değişince buradaki yorumlarda yok olmuş..Umarım silinmemiştir..🤔 Tekrar google+ yorum kutusu yaptığınızda yorumlar silinmemişse eğer hem google+ hemde blogger ile çalışan yorum kutusu kodları vardı,onlardan birini kullanabilirsiniz..Tabii tam emin değilim,nasıl çalışıyor,nasıl kullanılıyor diye..Bilen birisine danışmak lazım..Umarım yorumlar silinmemiştir,umarım sorun bir an önce çözülür..✔

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok silinmemiş, tekrar google+ yapınca görüntülenebiliyor. Araştıracağım, burada saçmalık google ' ın. Niye kullanıcı üzerine böyle bir kısıtlama koyuyorsun. Teşekkürler...

      Sil
  2. Serbest kıyafeti hiçbir zaman savunmadım, üniforma disiplinden ziyade bir sorunu da ortadan kaldırıyor. Her gün (özellikle ergenlikle beraber) ne giysem sıkıntısı, marka yarıştırmalar vs. çok fena.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle çok haklısınız, üniforma hem kolaylık getiriyor, hem de çocuklarda sosyal statü farklılığını engelliyor. Yorum için teşekkürler.

      Sil
  3. Orta okula başladığım ilk gün,sıramı ararken orta okul hocamızın suratıma attığı tokadı hatırlıyorum.Neden olduğunu hala bilmiyorum.Empati duyguları mı zayıftı otoriteyi öyle mi sağlıyorlardı bilemiyorum ama 11 yaşındaki bir çocuğa yaklaşmayı bilmedikleri kesindi :( Onu hatırladım ben de.Ben de psikoloji alanından bir olarak çok dikkat etmeye çalışıyorum insan iletişimlerine.İnsanların makine olmadığını da hiç akıldan çıkarmamak gerek.Teşekkkürler bu güzel yazı için :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aradan yıllar geçince ne kadar yanlış olduğunu daha iyi anlıyoruz. Oysa ki öğretmenlerimiz yaşlarına rağmen yanlışlığı anlayamamışlardı. Çok yazık, iletişimlerindeki yetersizliği gözler önüne seriyordu bu davranışlar.

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar